[De ki,"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"Ancak, yalnızca akıl-iz'an sahipleri bunun farkındadır._39/Zümer:9]

5.02.2008

Bilimin Siyasete Alet Edilmesi

BİLİMİN SİYASETE ALET EDİLMESİ ­_ Hayrettin KARAMAN

Üniversitelerde başörtü yasağının kaldırılması konusu bir tv. kanalında tartışılıyor. Haberci, bir anayasa profesörüne karşı bir deprem profesörünü çağırmış, -kendisi bu konuların bilimini yapmadığı halde- “bilim adına” konuşacakmış.
Ve konuşmaya başladı, özetle şöyle dedi:
“Başörtüsü serbest bırakılamaz, biz üniversitede öğrencilere, Kur'an'da yer alan bilgilerin yanlış olduğunu, evrenin yedi günde yaratılmadığını, insanların Adem ile Havva'dan gelmediklerini, Nuh Tufanı diye bir şeyin olmadığını… öğretiyoruz. Başını örterek gelen öğrenci 'Ben bunları öğrenmem' demiş oluyor, not alacak kadar öğrenip sonra bir tarafa atacak.”
Bilimi, siyaset ve ideolojiye alet eden bu zatın yukarıdaki sözlerini tahlil ve tenkit edelim:
Kendisi depremle ilgili bir bilim dalına mensup; yani fen ve tabiat bilimi ile uğraşıyor; ne felsefeci ne de sosyal bilimci. Üzerinde konuştuğu konu ise teoloji, eğitim ve sosyal bilimle alakalı. Şu halde bu konuda “bilim adına konuşacak bir bilim adamı” değil.
Evrenin ve insanın yaratılışı veya var oluşu dinin ve felsefenin konusudur; bilimin konusu değildir; yani bilimin kullandığı yöntem ve meşgul olduğu alan bu konuları içine almaz. Evreni Allah'ın yaratmış olması da aklın kesin ilkeleri ile çelişmez. Böyle olsaydı Allah'ın varlığına ve evrenin yaratılmış olduğuna inanan birçok büyük filozofun akılsız olmaları gerekirdi.
Yüksek öğrenim için üniversiteye gelen bir öğrencinin zihninin nötr, bilgi ve inanç dağarcığının boş olması mümkün değildir ve eğitimde böyle bir şart da yoktur. Eğitim ve öğretimin amaçlarından biri de öğrenciyi tenkide, düşünmeye, sorgulamaya yönlendirmektir. Bu yönlendirmede başarı elde edilirse öğrenci, daha önceki bilgi, inanç ve kanaatlerini de sorgular.
İslam'ın ilmini yapanlar asırlarca önce şu kuralı kullanmışlardır: “Akıl evvel, nas müevveldir”. Yani aklın ilkeleri ile nas çelişir gibi gözüküyorsa aklın ilkeleri esas alınır ve nas (ayet, hadis) buna göre tevil edilir; yani yorumlanır.
Depremci profesörün ileri sürdüğü örnekler şu ana kadar “bilimle” çatışmış değildir. Yaratılışa karşı ileri sürülen evrim teorisi bir bilim kanunu değil, bir teoridir. Bilim, Nuh Tufanı için “olmuştur veya olmamıştır” diyemez. Bu Tufan'ın Kur'an'daki anlatımı akıl ve ilimle çatışmaz. Eğer çelişir gibi bir durum olsaydı mümin, akla ve bilime rağmen belli bir anlayış ve inanışta ısrar etmeyecek, dini metinlere dayalı inancını, akıl ve bilimin kesin sonuçlarına paralel kılan bir yorumu benimseyecekti. Evrenin yedi günde yaratılışının, dünya için söz konusu olan 24 saatlik yedi günle alakası yoktur. Yaratmanın birbiri ile ilgili yedi evre ve belli bir süre içinde olduğu ifade edilmektedir.
Ben hayatım boyunca bu yolda önemli bir tecrübe edindim: Bir insanın bilgisi arttıkça tevazuu da artıyor, daha ihtiyatlı konuşuyor, akıl ve bilimin sınırlarının farkında oluyor. Genel veya belli bir konuda bilgisi az olduğu halde konuşanlar ise kesin, iddialı ve yüksek sesle konuşuyorlar; tıpkı boş tenekenin sesinin fazla çıkması gibi. (31.01.08 )


BİLİM VE DİN _ Hayrettin KARAMAN

Dinin inanç, ibadet ve ahlak bölümleri, Rönesans ve özellikle on yedinci asırdan sonraki bilim devriminden sonra Batı'da hakim olan bilim çerçevesine girmez ve bu bilimin inceleme konusu olmaz, olamaz. Çünkü bu bilimin günümüzde ansiklopedilere giren tarifi şöyledir: 1. Her türlü düzenden yoksun duyu verileri ile düzenli düşünceler arasında uygunluk sağlama çabasıdır.
2. Gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla dünyaya ilişkin olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabasıdır.
Bilimsel araştırma yöntemi; sorunu belirleme, gözlem, hipotez, teori ve kanuna ulaşma gibi çeşitli evrelerden oluşur.
"Bilim" kelimesi ile genelde pozitif bilimler kastedilmektedir. Bu da doğa ve toplumsal bilimler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Doğa bilimleri de fiziki ve biyolojik olmak üzere ikiye ayrılabilir. Fiziki bilimler cansız varlıkları incelerken, biyolojik bilimler canlıları konu alır. Toplumsal bilimler toplum içinde yaşayan insanları her yönüyle inceler. Bu açıklamadan anlaşılacağı gibi "pozitif bilim"in alanı tabiattır (maddedir, maddi varlıklardır) ve başlıca yöntemi de "deney, gözlem ve akıl yürütme"dir.
Dinin inanç kısmında Allah, vahiy, melekler, yaratma, ölümden sonraki dönem… vardır.
İbadet kısmında belli niyet ve davranışlarla Allah'ın rızasına ermek vardır.
Ahlak kısmında akla ters düşmemekle birlikte onu aşabilen emirler, yasaklar, erdem ve erdemsizlik tanımları vardır. Bütün bunlar gözlem ve deney yoluyla anlaşılamaz, icat ve keşfedilemez. Doğru ve güvenilir bir insan peygamber olduğunu söyler, mucizeler gösterir, akla aykırı gelmeyen, insan tabiatı ve menfaatine ters düşmeyen, tutarlı bir takım sözler söyler, buyruklarda bulunur ve bunları vahiy yoluyla Allah'tan aldığını ifade eder. İnsanlar akıllarını kullanarak (laboratuarda inceleyerek değil) peygamberin doğru söylediği kanatine ulaşırlarsa ona iman ederler. Bundan sonra vahiy yoluyla gelen bütün bilgiler müminlere göre -görmeseler, deneyemeseler de- gerçektir, haktır, onlara uygun davranmak gereklidir.
Rönesans ve Batı bilim devriminden önceki bilim anlayışı ile Doğu bilim anlayışı, çağdaş Batı bilim anlayışından daha geniş ve derindir; insanın sezgi gibi başka bilgi kaynaklarını ile kutsal bilgi kaynaklarını da ihtiva eder. Bugün biz "İslami ilimler" dediğimiz zaman "dinin vahye dayalı bilgileri" üzerinde yapılan, "aklı, yorum kurallarını, tarihi araştırma yöntemlerini…" kullanan ilim dallarını kast ederiz. İslami ilimlerin içeriği, pozitif bilimlerin kesin verileri ve akıl ile çelişmez, ama onları aşar. Dini reddeden, dindarlara üniversitede okuma hakkı vermeyen; dini pozitif bilimlere irca ederek ona "beşerin uydurduğu ve yaşadığı bir fenomen" olarak bakan zihniyetler "dinin karşısına bilimi koyan" bağnazlardır, laikçilerdir, bilim istismarcılarıdır.


( 03.02.08 )
http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=03.02.2008&y=HayrettinKaraman