[De ki,"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"Ancak, yalnızca akıl-iz'an sahipleri bunun farkındadır._39/Zümer:9]

5.02.2008

FELSEFE VE BİLİME DAİR AFORİZMALAR _ YUSUF KAPLAN

FELSEFE VE BİLİME DAİR AFORİZMALAR _ YUSUF KAPLAN

Dünyayı ve eşyayı temelde dört anlama ve yorumlama biçiminin varlığından söz edilebilir.

Felsefe, bilim, sanat ve din. Ben burada ilk iki anlama ve yorumlama biçimini kısa ve özlü aforizmalarla irdelemek istiyorum. İçinde yaşadığımız kafa karışıklıkları çağında bu tür aforizmalar, kafa karışıklıklarımızı büsbütün gidermese bile soru sormaya teşvik edebilir bizi; doğru ve esaslı sorular sormaya.

Felsefe, bütün'le ilgilenir: Değişmezin izini sürer. İz bırakır. Bilim, parça'yla ilgilenir: Değişimin ve değişen'in izinden gider. Bırakılan izleri siler.

Felsefe, durur, düşünür ve sorar. Sorumludur. Anlamak ister çünkü. Bilim, durmaz; durmak da bilmez. "Sorumsuzdur". Basar geçer, ezer gider. Bilim, bilmek ister yalnızca. Bilim, "nasıl?" sorusunu sorar. Felsefe ise, "niçin?" diye sorar. Bilim, felsefe gibi, öz / nitelik arayışı içinde değildir. Niteliğe koşmaz, niceliğe koşar: "Niteliksiz insan".

Bilim, bildikçe bilgiçleşir. Bilgiçleştikçe, bilgi değerini yitirir. Bilgin, önemini kaybeder. Böylelikle, bilim kadir-kıymet bilmez; sadece fonksiyonel / araçsal bir amaç için varolur. Bilim, görüneni görür; görünenle ilgilenir; görünen'le yani zâhir'le, yani dış/arı/'yla, yani yüzey'le...

Bilim ne kadar çok bilirse, o kadar çok görünür ve hâkim olur. Ne kadar çok görünür ve hâkim olursa, o kadar çok varlığı ve varlığın hayatını yok edecek kadar tehdit eder. Batı uygarlığının hümanizmle birlikte yaşadığı serüven bunun en iyi göstergesidir. İnsan, önce tanrısallaştırıldı; sonra makinalaşırıldı; sonra araçsallaştırıldı; ortaya "nurtopu gibi" bir cyborg (yarı insan – yarı makina) çıktı.

Derinlik, bilim için dipsiz ve karanlık bir kuyudur. Bilim, parça'yla büyülenir. Bir şeyleri yapıyor, yapabiliyor olmak büyüler bilimi ve bilimciyi. Oysa derinlik, felsefe için bir umman'dır; uçsuz bucaksız bir okyanus.

Bilim'in deniz fikri yoktur. Damla fikri vardır yalnızca. Bilim damlaya damlaya göl olur fikrine inanır sadece. Bu, bilimi mütevazı yapacağına azmanlaştırır; ne oldum delisi yapar ve çıldırtır.

Bilim, damlayı deniz zanneder. Felsefe, denizde bir damla olmaya hüküm giyer. Bilim görünüşte mütevazıdir; felsefe gerçekte, hele de fizikötesine uzanabiliyorsa.
Oysa göl, bir gün kuruyabilir; ama deniz yok olmaz; deniz'in yok olması, kıyametin habercisidir.


Felsefe, kendini bilmektir. Bilim kendini bilmezdir. Bilim, insanı bilgiç yapar. Bilgiçler, bir şeyi bilmekle her şeyi bildiklerini zannederler.

Felsefe insanı bilgin ve sonra da, sanatın ve özellikle de din'in katkısıyla bilge yapar. Bilginler, bilgeleşen bilginlerse, her şeyi bildikçe, hiç bir şeyi bilmediklerini idrak ederler. O yüzden, "kendini bil önce" derler. Çünkü ancak kendini bilen haddini bilir, haddini bilense Rabbini.


Bilim, insanı narsist yapar. Dinden ve sanattan kopuk felsefe ise egoistleştirir insanı.
Bilim, dünyayı değiştirir; kaos'a götürür. Kozmolojiyi kozmografyaya dönüştürür. Felsefe ise, insanı kendi değiştirmeye yoğunlatırır; kozmos'a götürür. Kozmografya'dan kozmoloji çıkarır.
Bilim de, felsefe de tek başlarına kaldıklarında, insanların başına büyük işler açarlar.

Felsefe, iç dünyaya, derûnî olan'a, metafiziğe açıldıkça, insanı aklın tutsağı olmaktan kurtarır; özgürleştirir.

Felsefe akla, akılla yapılan bir ameliyeye indirgendikçe, ruhunu da, dolayısıyla bütün fikri'ni de yitirir; bilimleşir. Felsefenin akla indirgenmesi, dolayısıyla bilimleşmesi, felsefenin ufkunu daraltır ve bir süre sonra da, bilimin felsefeden boşalan boşluğu doldurmaya, dolayısıyla felsefeleşmeye kalkışmasıyla sonuçlanır. Bu da bilimin azmanlaşmasını, hayatın kaosun ve katastrofun eşiğine sürüklenmesini, yeni-paganizm biçimlerinin, din-dışı kutsalların patlama yapmasını kışkırtır ve izafileşmenin önünü sonuna kadar. İzafileşmenin önünün sonuna kadar açılması, nihilizmle, hayatın ve her şeyin anlamını yitirmesiyle, narsisizm ve fetişleştirme biçimlerinin kontrolden çıkmasıyla sonuçlanır.

Özetle, anlamak bilmekle başlar. Ama aslolan bilmek değil, anlayabilmektir.

Yeni Şafak ; ( 14.12.07 )