[De ki,"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"Ancak, yalnızca akıl-iz'an sahipleri bunun farkındadır._39/Zümer:9]

5.02.2008

GERİCİ PROFESÖRLER


GERİCİ PROFESÖRLER _ MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

İsmet Berkan, dünkü Radikal'de köşesine aldığı Prof. Dr. Celal Şengör'ün mektubunu "vahim" başlığı ile vermiş. Ben "vahim" kelimesini durumu anlatmak için yetersiz buldum.
Bilimi bir din olarak anlayan 19. yüzyılın vülger materyalistlerinden biri karşınıza çıkmış, bilim ile İlahî dinler arasında kurduğu basit ve ilkel karşıtlığı anlatıyor. Bu ilkel karşıtlıktan kestirme bir yol açıp, başörtüsü yasağına geliyor. Bilim dini adına konuşuyor ve "Dinin dogmalarını reddeden bilim"i öğrenmek isteyen biri, "o dogmalara bağlı olma sembolü"nden (yani başörtüsünden) vazgeçmeden üniversite kapısından giremez" fetvası veriyor.
Başörtüsü yasağının kaldırılması yolunda ilerlerken üniversite canibinden gelen sesler, sadece bireysel özgürlükleri düşman olarak gören bağnazlığı değil, bilim dünyasının ne ölçüde çağdışı bir cenderenin içine sıkıştığını da gösteriyor. Yasağın kaldırılmasını "laik cumhuriyetin temelleri"ne yönelik bir tehdit olarak gösteren üniversite yönetimleri, Etyen Mahçupyan'ın dünkü yazısında sorduğu "Yoksa laiklik çağdaş bir bağnazlık mı?" sorusuna canlı karşılıklar veriyorlar. Bir yasak kaldırılırken, yasağa konu olan örtünün Ortaçağ skolastisizmine benzer geri ve karanlık bir dünyayı gözlerden sakladığını daha yakından anlıyoruz. Üniversiteler özgür bilimin mekânları değil, bağnazlığın kaleleri haline gelmiş. "Nasıl bir toplum istediğimizi düşünmeliyiz." diye soran Ege Üniversitesi Senatosu'na, bu sorunun cevabının bizi çağdaş yani özgür dünyanın dışına, totaliter bir dünyaya sürükleyeceğini hatırlatmalıyız. Başörtüsü sorununu "birkaç bin öğrencini sorunu" olarak hafife alan Malatya Üniversitesi rektörüne, demokrasinin bir tek kişinin hakkını bile ortadan kaldıramayacağını "çağdaş bilim"in ışığında anlatabilmeliyiz. Tıp profesörlerinin (rektörlük makamının aydınlığında) sosyolojik analizler yaptığı, hukuk yorumlarında bulunduğu; Cumhuriyet tarihinin faşizan yorumlarının arkasına sığındığı bir üniversite elbette başörtülü genç kızlarla birlikte bilimi de kapıdan içeri sokmaz.
Üniversitelerarası Kurul üyelerinin tamamına bir mektup gönderen Celal Şengör'e dönelim. Bir jeoloji profesörünün en küçük bir fikir sahibi olmadığı anlaşılan hukuku "bazı durumlarda pek tehlikeli bir tahakküm aracı" olarak tanımlayarak reddetmesi nasıl cehalet ve karanlıktan besleniyorsa, din ve bilim arasında kurduğu iflah olmaz çelişki de, Auguste Comte'un çağını geçemeyen pozitivizmin artık bilim tarihinin çöp sepetine atılmış argümanlarına dayanıyor. Tam olarak Şengör'ün "Bilim dışında insanlığın hiçbir bilgi kaynağı yoktur" cümlesi, bir müminin kendi dini hakkındaki hükmünden başka bir şey değil. Bu hükme inanmak için bir jeologun incelediği taş-toprakla, insan ve toplum hayatının benzer materyaller olduğunu düşünmesi yetmez; bilim mabuduna kayıtsız şartsız ubudiyetle teslim olması da gerekir. Bu kulluk ikrarına, bırakın ilahiyatçıları felsefeciler de esaslı bir şekilde itiraz edecek ve bu önermeyi modası geçmiş bir felsefî görüş -ama kesinlikle bilim değil- olarak mahkûm edeceklerdir.
Sorun bu görüşleri savunmak değil. Bilim felsefesi ve bilim tarihi ile uğraşanlar Şengör'e sabırla bazı başlangıç bilgilerini öğretebilirler. Bilim bir umman. Taşla toprakla uğraşan birinin bilim tarihi konusunda cahil olması da anlaşılır bir şey. Tehlikeli olan, bilimi bir din zanneden bir profesörün bu dine inanmayanlara üniversite kapısını kapatmaya kalkması. Karşımızda eleştirel akılla iş gören bir bilim adamı değil, cemaati adına konuşan bağnaz bir aforozcu durmuyor mu?
Şimdi üniversitenin sorununun bir yasağı kaldırmak değil, çağdaş bilime aykırı bu gerici düşüncenin kurduğu esaret olduğunu anladık mı? Sorularımızı soralım: Laikliğin en temel probleminin, bu eski kilise dinleri (bilim dini) karşısında da tarafsızlığı sağlamak olduğu aşikar değil mi? Laiklik, Celal Şengör'ün inandığı din de dahil olmak üzere dinler karşısında tarafsızlık değil mi? Şengör'ün dininin üniversitede kurduğu tahakküm laikliğe aykırı değil mi?
(01 Şubat 2008, Zaman )
***

KİLİSENİN BİLİMİ _ MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
Slogan atan, bağıran, pankart açan ve tezahürat yapan akademisyenler. Ne için? İnanç özgürlüğüne karşı çıkmak için. Karşılaştırma ancak 1930'ların Almanya'sı ile yapılabilir; ama o da yanıltıcı.
Faşizme alkış tutan, diktatöre bağlılık yemini eden Alman bilim adamları hiç olmazsa teknoloji üretiyorlardı. Bugünün akademik bürokrasisi ile temsil edilen üniversitelerimizde bilim üretmek, her şeye meydan okuma cesareti olanların işi.
"Üniversiteler inancın değil, bilimsel özgürlüğün yaşanacağı yerler" ibaresi, Üniversitelerarası Kurul'un bildirisinde yer alıyor. İnançların serbestçe yaşanamadığı yerlerde bilimsel özgürlüğün olamayacağını ancak totaliter inanca mensup bağnazlar ile, bilgi ile değer arasındaki farkı bilmeyenler kavrayamazlar. Çünkü onların inancın tam karşısına koyacakları şey bilim değil, başka bir inanç olur. Bilim, çürütülmeyi bekleyen varsayımlardır. Bilim hayatımız için değer üretmez; kullanabilirseniz teknoloji üretir. Hayatın anlamına dair bilimin bugüne kadar verdiği bir cevap olmamıştır. Kaba pozitivizmi, vülger materyalizmi bilim diye inancın karşısına koymak ise, dünyanın neresinde olursa olsun eskimiş bir ideoloji olarak algılanır ve yorumlanır. Üniversitelerimizde bilim değil, bilim adıyla çağdışı ideolojiler, çağdışı inançlar üretiliyor ve bu ilkellikler akademik hiyerarşiden resmî kabul ve himaye görüyor. Başörtüsü yasağının kaldırılmasına yönelik adımlara başkaldıran rektörler sultası, üniversitelerde yaşanan fiili durumu da açığa vurmuş oluyorlar. İnançla bilimi karşı karşıya getiren ve bilim adına inanca karşı çıkan, bunun için özgürlüklere sınırlama getirenler dünyanın hiçbir üniversitesinde ve bilim kurumunda kabul görmezler. Bir adım ötede, bu çağdışı saplantının ve bağnazlığın başka bir şeye hizmet ettiği düşünülür. 19. yüzyılın çöplüğünden aşırma vülger pozitivizm, üniversitelerde kurulu iktidarı sürdürmek için en ön cepheye sürülüyor. "Kilise" tabiri, Katolik dininin keskin hiyerarşisinden esinlenerek, kurumlaşmış inançları, dolayısıyla doğru ve gerçeğin yerine geçen kurumsal çıkarları anlatmak için kullanılır. Karşımızda evrensel bilginin üretildiği bilim ocakları değil, bir şekilde oluşmuş yerleşik çıkarları savunan kiliseler duruyor.
Sloganlarla, bağrışmalarla korunan şeyin bilim olduğuna kim inanır? Kilisenin gücü var ve yerleşik çıkarlarını savunmak için gerilim ve gerginlik yaratmaya, ortalığı toza dumana boğmaya niyetli görünüyor. Başörtüsü yasağının kaldırılmasına karşı çıkarken, "üniversitelerde gerginliğe yol açar" uyarısı şimdi tehdide dönüşüyor. Özgürlüklere karşı çıkanlar yerleşik çıkarlarını korumak için üniversiteyi karıştırmaya, ellerindeki güç ve iktidarı sorun üretmek için seferber etmeye kararlı görünüyorlar. Sorun başörtü yasağının kaldırılması sorunu olmaktan çıkıyor; bilimin özgürleşmesi, üniversitelerin kendi işini yapan yani bilim üreten kurumlar haline gelmesi sorununa dönüşüyor.
Tekrarlamaktan bıkmayacağım: Bilimi inançların karşısına yerleştirmek, din karşıtı felsefî düşünceleri bilim adına savunmak bir felsefî görüştür. Gözleme ve tecrübeye dayanmayan bilgileri toptan reddeden bu felsefeye pozitivizm adı verilmektedir. Materyalizm, her şeyi madde ile açıklayan, madde dışında gerçeklik kabul etmeyen bir felsefî görüştür. Bugün Üniversitelerarası Kurul'un bildirisinde geçen inanç ve bilim karşıtlığı pozitivizm ve materyalizme özgü bilinen hipotezlerdir. Üniversitelerarası Kurul, bir kamu makamı olarak Anayasamızın 10. maddesine aykırı bir şekilde, dinî inançlar karşısında bir felsefî görüşü savunmaktadır. Dinî inançlara karşı bir felsefî görüşü, bir kamu kurumunun savunması "kanun önünde eşitlik" prensibine aykırı olduğu gibi, dinî inançlar karşısında kamu otoritesinin tarafsızlığını temin etmekle görevli laiklik prensibine de aykırıdır. Dinlere düşman olup din düşmanı felsefî görüşleri destekleyen bir devlet laik olamaz. Üniversitelerarası Kurul'un bildirisi, her şeyden önce laiklik prensibine aykırı. Cumhuriyet savcılığının bu bildiriyi, laiklik karşıtı bir eylem olarak soruşturma konusu yapması gerekir.
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=646890 / 03 Şubat 2008