[De ki,"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"Ancak, yalnızca akıl-iz'an sahipleri bunun farkındadır._39/Zümer:9]

22.02.2008

SÜNNETÜLLAH'TA DİN BİLİM ÇATIŞMASI OLMAZ...

SÜNNETÜLLAH’TA DİN BİLİM ÇATIŞMASI OLMAZ, ÇÜNKÜ… _ A.Turan ALKAN
Kur’an, insanları yaratılmış şeyleri defalarca inceleyip araştırarak ‘Sünnetullah’ı kavramaya mecbur eder. Bu yüzden modern bilimin şaşırtıcı başarı irtifalarında gezinmesi, bir Müslüman’ın inancını zayıflatacağı yerde imanını artırır.

Prof. Dr. Celal Şengör’ün kendisi gibi bilim adamı arkadaşlarına hitaben kaleme aldığı o mektup, Türk Bilim Tarihi’nin en dramatik belgelerinden biri olarak yerini alacaktır; bu belge dramatiktir, çünkü bilim ve din ilişkilerine dair akıl yürütürken sadece ve sadece Avrupa Ortaçağı’ndaki Kilise dogmatizmine ve bu dogmatik kireçlenmeye eleştiri getiren laik bilim çevrelerine atıfta bulunuyor. Sayın Şengör’ün söyledikleri Avrupa Ortaçağı için geçerli ve doğrudur, fakat o, tarihin ve mekânın belirli bir kısmında cereyan eden çatışmayı bütün zamanlara yaygınlaştırmak suretiyle pek kaba bir anakronizm yapmakta ve ne yazık ki gülünç duruma düşmektedir.Prof. Şengör, bu ünlü mektubunda diyordu ki: “Din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vazgeçemez. Bilim ise sürekli olarak gerçeği arayan ve gerçekle bağdaşmayan hiçbir şeyi kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Bilim, bitmeyen bir deneme-yanılma süreci içerisinde daima yanlışları eleyerek hakikate asimtotik olarak yaklaşır. Ancak hepinizin bildiği gibi, tek bir ters veri en ihtişamlı teoriyi çöpe atmaya yeterlidir. Dinin pek çok dogması bilimin isbatları karşısında bu şekilde çöpe gitmiştir. Bugün artık ne dünyanın yedi günde yaratıldığına, ne Nuh Tufanına, ne de Havva ile Âdem masalına inanmak mümkündür. ‘Üniversitede yasak olmaz’ diyenlerin, üniversitede yanlışlığı isbat edilmiş fikirlerin artık kullanılamayacağını ve öğretilmeye devam edilmelerine izin verilemeyeceğini anlamış olması gerekir. Bu nedenle coğrafya derslerinde düz bir dünya veya fizik derslerinde Aristo fiziği öğretmeye kalkan hocalara izin verilemez.” Fikren sol cenahta yer tutmasına rağmen ilim ve feraset sahibi meslektaşları tarafından da acı eleştirilere uğrayan bu ifâdelerin işaret ettiği bir başka vahim husus, Sayın Şengör’ün bu cümlelerinde sarfettiği “din” kavramının içine zımnen ‘İslâm’ı da yerleştirmekte hiç beis görmemesidir; halbuki bilmesi lâzımdı ki Batı’da cereyan eden din ve bilim çekişmelerinin dışında ve üstünde, İslâm tarihi bünyesinde, İslâmî menşeli bir bilim tarihi süreci daha vardır; bu süreçte bilimin dinle, dinin bilimle çatıştığı görülmez. Prof. Şengör’ün henüz farkında olmadığı anlaşılan bu durum, -âlim olması şart değil- her âkıl Müslüman’ın pek iyi bildiği “Sünnetullah” kavramından doğmaktadır. Müslüman bilim adamlarının bilime bakışları, Faustiyen bakış açısından çok farklı olarak, Tanrı’nın insandan gizlediği ve yasakladığı sırları, Tanrı’ya rağmen keşif ve öğrenmek arzusundan kaynaklanmaz; onlar sadece bilimin temel konusunu teşkil eden evrende Sünnetullah’ın, yani Allah’ın evreni nasıl kurguladığını, yani tabiat kanunlarını ve bu kanunların işleme biçimini merak eder ve araştırırlar. Bu bakış açısı (bu epistemik vaziyet alış), bilim namına bulunan, icat ve keşfedilen herşeyi kendiliğinden Allah’ın sünneti kategorisine sokar ve bulunan şey ne kadar yeni, şaşırtıcı, hatta sarsıcı olursa olsun -seküler bilgi- karakterini kaybetmeden ‘din’in içerdiği bilgi mevkiine geçer.Bu niçin böyledir; acaba biz Sünnetullah kavramını bu derece geniş ve kapsayıcı yorumlamakla, -haddimize kat’iyyen düşmemekle birlikte- İslâm’ı müdafaa gayreti içinde miyiz? Kesinlikle değil; bu bakış açısı, (bu epistemik yer), bizatihi Kur’an’ın defalar ve defalarca tekrarlayarak adeta insanlara ezberletmeyi murad ettiği bir davranış -düşünüş, algılayış, bakış, idrak- tarzıdır. Kur’an insanları yaratılmış şeyleri defalarca inceleyip araştırarak ‘Sünnetullah’ı kavramaya mecbur eder. Bu yüzden modern bilimin gün geçtikçe şaşırtıcı başarı irtifalarında gezinmesi, bir Müslüman’ın inancını zayıflatacağı yerde imanını artırır, çünkü böylece Sünnetullah’ın aklı ve havsalayı hayran bırakan azametine bir yerinden temas edilmiş olur.Kur’an’ın “farz” derecesinde kesin emir ve teşviklerine rağmen Müslümanların bilimde Batı dünyasının gerisinde bulunması, Müslümanların kusuru ve hicrânıdır; İslâm’ın değil ve bu mesele, tamamen başka bir düzlemde incelenmeye muhtaçtır. Prof. Şengör’ün o çok talihsiz mektubu, sergilediği câhilâne hükümleri ve bilgi kusurları itibariyle, bir bilim adamının kendi medeniyetinin temel kavramları hakkında ne kadar vahim ve naif eksiklikler içinde göründüğünü bize anlatması bakımından ibret vericidir. Bir küçücük örnekle bu hezeyânın yanlışlığını işaretleyerek konuyu kapatalım: Prof. Şengör’ün bilim ve din hakkındaki ahkâmlarında en küçük bir isâbet payı olsaydı, bugünün en câhil Müslümanı bile evlatlarını ilim öğrenmesi için teşvik etmez, onların bilimle uğraşmasını, üniversite eğitimi almasını engeller ve bilim aleyhtarı bir tutum alırdı; oysa ki durum tam tersidir ve hepimiz bu durumu istihzâ ile seyrediyoruz: İnançlı insanlar -bırakınız erkek çocukları-, kız çocuklarının rahatça eğitim görmesi için yıllardır mücadele ediyorlar ve unutulmasın: Müslümanlar ders müfredatının değiştirilmesini, “İslâmileştirilmesini”, bilimin softalık eseriyle daraltılmasını da savunmuyorlar; çağın bilimini öğrensin diye evlatlarına “eşit eğitim hakkı” istiyorlar.Son cümle: Türk üniversitelerinin en büyük ve vahim problemi, Türk bilim adamlarından bir kısmını pençesinde tutan epistemik gerilik ve tutuculuktur.

Aksiyon,Sayı:689, 18.02.2008
<
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=29610 >