[De ki,"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"Ancak, yalnızca akıl-iz'an sahipleri bunun farkındadır._39/Zümer:9]

5.02.2008

Yök ve Üniversiteler Neden Önemli?

YÖK ve üniversiteler neden önemli? _ ALİ ÜNAL

"Küfür, bir millettir." hadis-i şerifi çok defa yanlış anlaşılır ve inkârcı halkların bir bütün oluşturduğu şeklinde yorumlanır. Oysa bu anlayış ve yorum, meselâ münafıklar hakkında "Aralarındaki anlaşmazlık ve çatışma pek şiddetlidir. Onları birlik sanırsın, oysa kalbleri parça parçadır. Çünkü onlar, akletmeyen (gerektiği gibi düşünüp doğruyu yanlıştan, hayrı şerden ayıramayan) bir topluluktur." (Haşir Suresi/59: 14) buyuran Kur'an'a da, yine söz gelimi, Avrupa'da bir asır süren din, asırlarca süren mezhep savaşlarının, en son dünya savaşlarının açıkça ortaya koyduğu üzere tarihe de terstir. Belki, inkârcılığı düşmanlık sebebi yapan dünya mü'minler karşısında geçici ittifaklar oluşturabilir ama, yine de bu ittifaklar, tam ve kalıcı olmaz. Dolayısıyla, bu hadis-i şerif, "nasıl İlâhî Din, tüm boyutları birbiriyle ahenk içinde küllî bir bütünse, kendini İlâhî Din'in tam karşısında ve ona göre konumlandırmış haliyle küfür de, inkârı, dünya görüşü, düşünce ve davranış adına temel tercihleri, ekonomisi, siyaseti, eğitimi, sosyal boyutu ile bütün bir sistemdir" manâsınadır.
Söz konusu hadis-i şerifi temel alarak Kufr isimli güzel bir kitap kaleme alan İngiliz mühtedilerden Abdülkadir ed-Derkavî, bu kitabında çok güzel tesbitlerde bulunur. Sovyetler Birliği dağılmadan önce kaleme alınan kitabında "Gidin" der, "Londra'ya, Paris'e, Bonn'a, Moskova'ya, Pekin'e, New York'a gidin, hepsinde meselâ eğitimin aynı temel esaslar üzerinde cereyan ettiği göreceksiniz." Evet, nasıl Allah'ın Dini'nin insan, hayat, dünya gibi konularda kendine ait ve kendi bütünlüğü içinde diğer boyutlarıyla tam bir ahenk teşkil eden bir hükmü varsa, aynı şekilde onun tam karşısında ve ona düşmanlık içinde konumlanan mutlak inkârcılığın da kendine ait bir hayat, dünya, insan görüşü ve buna göre şekillenmiş müesseseleri vardır. Konuyu bir misalle açacak olursak, meselâ günümüzde kendini İlâhî Din'in tam karşısında konumlandırmış bulunan bilim anlayışı tamamen materyalist ve ona destek olarak kullanılan Darwinist temeller üzerine oturduğu gibi, bu bilim anlayışını bütünüyle benimsemiş bulunan bilim ve eğitim-öğretim mahfilleri de, yine materyalizm-Darwinizm üzerine oturmaktadır. İlâhî Kitaplar, onların en sonuncusu olarak Kur'an ilmi, belirlilik takısıyla, yani el-ilm olarak tamamen müsbet manâda kullandığı, ilim ile imanı âdeta eşdeğerde, hattâ yer yer eşanlamda ele aldığı halde, tarihte ilk defa olarak inkâr-ı Ulûhiyet veya İlâhî Din'i inkâr, 19'uncu asırdan itibaren bilim ve felsefeyi kendisine zemin olarak almış ve "pozitif" bir temele oturtulmuştur. Bilimin inceleme konusu yaptığı ve makro-insan olan yaratılmış kâinat ve mikro-kâinat insan, vahyedilmiş Kur'an'ın bir başka malzemeyle ifadesinden başka bir şey değildir. Nasıl meselâ bir binanın, plan-projesi, fizikî yapısı ve onu tanıtan broşürü ile aynı manâ ve muhtevada üç ayrı varlığı olabiliyorsa, aynı şekilde, Allah'ın Kelâm Sıfatı'ndan gelen İlâhî Kitap ile yine Cenab-ı Allah'ın İrade ve Kudret sıfatlarından gelen kâinat ve insan, üç ayrı malzemeden yapılmış fakat aynı manâ ve muhtevayı taşıyan birer "kitap"tır. Bu kitapların üçü de bütün harfleri, kelimeleri, cümleleri, paragrafları ve bölümleriyle Allah'ı tanıttığı halde, materyalist-Darwinist bilim ve salt beşerî felsefe, tam tersi yolda insanı ve kâinatı inkâra temel yapmaktadır. Tarihte bu eşi görülmedik inkâr akımının beslendiği, ifadesini tam bulduğu, özellikle Allah'ın Dini karşısında kendine en etkili silâh olarak kullandığı alan eğitim ve müesseseler ise, öncelikle üniversitelerdir. Bu mahiyetteki üniversiteler hakkında Bangladeşli şair Ekber İlelebedî, "Ne ahmakmış Firavun ki, akıl edemedi üniversiteler kurmayı / Oysa bu idi nesilleri mahvetmenin en kestirme yolu / Böyle bir şey yapmış olsaydı eğer / Tarihte de kötü bir nam bırakmamış olurdu!" der.
Bugün ülkemizde en büyük problem halinde duran YÖK ve üniversite konusuna, onun ürettiği başörtüsü meselesine bir de bu açıdan bakmak gerekiyor. (Zaman; 04 Şubat 2008)

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=647348